28 Ağustos 2009 Cuma

bir kedi gördüm sanki...

peki be adam; -soracağım sorular burada bitmez ya- nedendi bu telaş, sanki yarın ölecekmişiz gibi? bir buhran, bir düzenek, bir test-yayını, bir inanç, ben dediğin; her halükarda tetikte bir insan olarak, evet; bir inanç içimde, "ulan, çüş, bu da yalandan kelam edilmez ya diye" içimden sayıklarken, bir bir yeni yeni tuhaf tuhaf bir anlaşılmaz adımlar atılıveriyormuş bu dünyadan, bir diğerine... ben yakalayamadım.

neden olsundu bu kadar hikaye yalandan. e insan durmadan da yalan söylemez ya. ben durmadan söylemem mesela, aklım almaz. beni bildiğin tüm gerçeklerden ayıkladıysan da, sözlemeyerek; ben fortune tellerken kendime kendime onyedi inç ekranımdan e peki be adam, nedendi ki bunca telaşla harekete geçmen, rakamları yazman ve birbirinden çıkarman, ben sana sormadım ki.

şimdi ben aşağıya doğru bakarken, uzuunca bir yol aşağısı, tuhaf bir sırıtıklık içimde, "ah ne nahoş kandırılmışım, bravo bana, vallahi bir taneyim" diye için için gülerken, sen bir yerlerde bir bardak çayınla denizin senin olduğunu sanarken, ben bir yanda bir kutu aspirin içip "ne iyi insanım" diye kendime bin ve bir gecelerden donanımlı masallar okurken, sen bir yerlerde "çok havalı bir şarkının son dizesinde barış işaretini" candostuna gönderirken, ben bir taraflarda bir bilgisayarda hesaptı kitaptı, hapse girendi çıkandı, artandı, azalandı, ikiyüz seksensekiz lira on yedi kuruştu, yok daha fazlaydı derken, sen sevimli bir fotoğrafın arka planında omzun görünmesin diye sağa çekilirken, ben yine bir başka yerde ayağıma vuran ayakkabıların küfrünü ederken, sen kendini bir akşam üstü sandviçinde yakışıklı mantıklı ve bu dünyanın hissederken aramızdan hızlıca bir şey geçecek...

şaşkınlıktan öleceksin. sessizlikten öleceğim. tüm masaların hesapları bana kalacak.
yanılan, azalan, içen içmeyen, tüm kabahatlari üzerime alacağım, bunları bu dünyada bu kendime, bu umarsızlıkla, bu şekilde bu ben yapıveriyorum, ilerisi berisi yok.

çünkü ben bir kedi gördüm sanki..

25 Ağustos 2009 Salı

monologue

bugun burada, bambaşka birseylerden bahsedecegime soz vermistim, demistim ki kendi kendime, bugun onlara bir pasta tarifi anlatacagim,
ki beni surekli dusunup duran, dayak mi yedigi dayak mi attigi belli olmayan birisi sanmasinlar artik, ama tam anlatacak birseylerim
oldu bu sefer derken basa sardim, ne komik dedim icimden, bunlari sesli soyleyince hepsi cok komik, boyle kurtulabilir miyim -komik?-
mumkundur. esarete biraz da teşhis katmak lazim, isteklere biraz amaç, kafanin icindekilere de bir takim vantilator gibi hafifletici
gerecler. yoksa insan kendini daha ne kadar uzun uzun denize bakarken dusleyebilir?

yok, mumkunu yok. arkadan da bir dortluk geliyor, iki uc arkadas sesi "harika planlar", "cok iyi insanlar", "yanlis anlasilmis tesadufler" ,
ah insan isteyince herseyde kocaman bir delik acabiliyor aslinda, ne yetenek.

bazen şaşalıyorum olmadik taraflarimiza, ama ben insanlardan
anlamiyorum zaten, benim bu yorumlari yapan en son insan olmam gerek, ben neyin iyi neyin kotu oldugunu da anlamiyorum, o yuzden
cogu zaman sessizlige gidiyor aklim, aptal mi gorunsen iyi, akilli mi, kendin mi olacaksin, daha iyi birisi mi, insanlar seversen mi sevmezler seni, yoksa
sevmezsen de severler mi, uyumak icin ne gerekir, uyanmak icin ne? bilgisayar ısınırsa kapatilir mi, yoksa isininca daha mi iyi koşar,
iste bilmedigim bir dunya baska sey.. -hayir, hic ogrenmek niyetinde degilim-

hiç bir şey öğrenmek niyetinde degilim. simdilik. evet.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Belki de atılan en masum lafı az önce manava gitmek için Galatasaray Hamamı'ndan aşağıya inerken duydum : Ulan bir kadın olsa da şöyle koynunda uyusam bir iki saat !

19 Ağustos 2009 Çarşamba

iç ses : Cık ...Bu iş yürümez ben sana söyleyeyim daha on dakikalık msn konuşmasında beş kere canım ve bir kere de canımcım dedi. Kreş hocası mısın arkadaşım nerden canın oluyorum ben senin hele canıncığın ? Oldu şimdi, oldu mu yar ?

16 Ağustos 2009 Pazar

Hayat enteresan ve de hoştu. Çünkü her an her şey olabilirdi. Mesela yetenek sınavına beni hazırlasın diye yanına gittiğim hocam sahnede bana avazı çıktığı kadar "Ahlakı bıraaak! " diye bağırabilirdi. Ahlakı bıraktım burdan duyurulur. Bir ahlaksızım artık sahnede." Artık sahnede" ibaresini kullanacak kadar ahlakçıyım hala, kimi kandırıyorum ki? Koyversem ya ? Iıh koyverebilmirem .

13 Ağustos 2009 Perşembe

Th'art a scholar, "Bilgin adamsın doğrusu" diye çevrilebileceği gibi, asıl anlamı "Tam üstüne bastın" "Doğru söze ne denir " ya da "İşte buna içilir" anlamlarını da içerir; bkz.on ikinci gece 65

12 Ağustos 2009 Çarşamba

düşman edinmenin nezaketli sanatı

üstümü başımı toparlayıp kapıdan sessizce çıktım. bu işin benim için en güzel tarafı "evinde" bir odamın olması sanırım. bir anahtarım, geceler boyu arayıp vırvır edeceğim bir telefon hakkım, ya da dolabını açıp alacağım bir tişörtüm yok. ama sessizce ve narince söylediği ve pek hoşuma gittiği için, büyük bir huzur evinde vakit geçirmek. söylediği gün nasıl tuhaf hissettiysem, çantamı "o oda" ya bırakıp mutfağa yanına geçtiğimde aynı muzip gülümsemeyle beni karşılaması bana aynı tuhaflığı hissettiriyor. "bu odaya bakınca içerde uyuyormuşsun gibime geliyor." -haha, su uyur ben uyumam aslında.- kendisi bir tatlı su insanı. bana, gerekçelerime ve tuhaflıklarıma hiç de hakkım yokken bu kadar keyifli katlanması kendi içimde karaktersiz bir sekiz yaş kız çocuğuna bürünmemi sağlasa da -sanırım idare eden yaş farkımızla buna azıcık hakkım var- , aklımı havadan alıp yere indirmesi çok pek iyi geliyor şimdilik. hiç sorum yok.

dışarı çıkıp bir şeyler yiyeceksek eğer, kot pantolon tişört kombinasyonuyla dolanıyoruz. -kendisi az biraz televizyonlarda, oralarda buralarda var, ve biz de yüzümüze flaş patlar korkusu ile hep bir kütahya'dan gelen hala çocukları gibiyiz. şüphesiz ve emin.- sürekli anlatıp güldüğümüz için etraftaki insanlar da muhtemel deli sanıyorlar bizi. "ne düşünüyorsun, bak bir şey düşünüyorsun, bir anı düşünüyorsun.. anlarım ben" .. yok, hiç bir şey düşündüğüm yok aslında, arada öyle kalakalıyorum. saat geç, kafamı artık masaya koyuyorum. "buradan dönmek de eziyet ya niye geldik ki" diyorum, parmağıyla yanağıma dokunup "hadi hadi, hemen hızlıca döneceğiz.", benim evime kadeh, onun evine espresso fincanı alıyoruz sabah, ben onları unutuyorum "odamda". durmadan bir yerlerde bir şeyler unuttuğum için kendime sinir oluyorum. bu ne ya.

arabadan iniyorum. içimden de hep "adama bak ya, ne değişik, ne tuhaf.." diye geçiriyorum. geçiriyorum da geçiriyoorum. -artık inmem gerek-,
-haydi kuzu diyorum, ben gidiyorum, konuşuruz,
-ıvır zıvırlar kaldı bende, almayacak mısın?
-alırım sonra, şimdi dönemem geri, yarın da memuriyet malum..
(işimden ne zaman bahsetsem deli gibi gülüyor adam, o kadar içten eğleniyor ki bu mevzudan, hiç rahatsızlık vermiyor, ben de gülüyorum..)
- iyi tamam, ben gidip gelince o zaman kullanalım bardaklarımızı...

gülüyorum. kullanılmaz mı yahu, kullanırız tabi gibi çocuk dansöz lafları ile evimin kapısından giriyorum. adamın huzur vereni olur muymuş, adam dediğin sadece söz verip yapmayan, sevip saymayan, sahip olmak isteyip sahiplenmeyen tuhaf bir etçil değil midir? bu adam "gay" midir? benim inançlarım yıkık ve paranoyak ve gerçek dışı mıdır? yolda yürüyen sevgililer cast ajanslarından sokaklara salınan figüranlar mıdır -özellikle yazları ve baharları, özellikle insanları özendirip arkadaşlarına, sağa sola manasız "loving attack" ler yaptırtmak ve insanları "abiiii şu tipin bile sevgilisi var yaaa" dedirtip, hüsrana salmak için-

bilmiyorum, hayalimde bunları sapkınca düşünüyorum ama..-her zaman değil ya, bazen ehe-

eve girdikten sonra, tuhaf huzurumu seviyorum, bu birini kararınca sevmenin huzuru sanırım. ama birini kararsızca sevmenin dayanılmaz azizliği ve perişanlığı da şahsi işkence hususunda kendi kalesine goller atıp atıp, "sizz karışmayınnn yeeaaaaaa.." diye vıdı vıdı eden ben için gözyaşı ya da hırs dolu olmuyor, arkadaşlarım için hatta oldukça eğlenceli oluyor, "inşallah aşk muhabbetin bitmeden geliriz yaa, çok komik oluyo" diye çok telefon aldığımı bilirim. kendimden beklentilerimi de kısıyorum, ışığı kapatıyorum.

bugün huzurluyum. ve bunu takvimde işaretliyorum.